
Tourette sendromunun ani ve yıkıcı etkileriyle genç yaşta tanışan John Davidson’ın içsel mücadelesini ve hayata tutunma çabasını konu ediyor. 1980’lerin başında, İskoçya’da sıradan bir gençlik hayatı süren John; zekâsı, mizah anlayışı ve futbol sevgisiyle çevresinde sevilen biriyken, bir anda ortaya çıkan kontrolsüz sesler ve istemsiz hareketler her şeyi değiştirir. Tıp dünyasının bile yeterince tanımlayamadığı bu durum, John’u zamanla toplumdan izole eder. Dışlanma duygusu, utanç ve yoğun kaygıyla geçen yıllar boyunca John, sessiz bir yalnızlığın içine çekilir. Hayat onun için güvenli bir mesafeden izlenen bir yere dönüşür. Ancak yıllar sonra, geçmişten gelen beklenmedik bir tanışma, John’un kendisiyle ve dünyayla kurduğu ilişkiyi sorgulamasına neden olur. Eski bir okul arkadaşının annesi olan Dottie ile kurduğu bağ, ona uzun zamandır unuttuğu duyguları yeniden hatırlatır. Dottie’nin koşulsuz desteği ve hayata karşı dimdik duruşu, John’un kendine olan inancını yavaş yavaş geri kazanmasını sağlar. Swear, farklı olmanın bedelini, insan bağlarının dönüştürücü gücünü ve en karanlık anlarda bile umut bulmanın mümkün olduğunu samimi ve etkileyici bir dille anlatıyor.